Bir akşam karanlığın kapısında oturup ömrünüzün muhasebesini yaptınız mı? Gecenin yaldızlı fanusundan yıldızlarla doldurup avuçlarınızı, ömrünüzün aynasına baktınız mı? Ne renk bir kalemle yazmak isterdiniz adınızı ve soyadınızı asla kapanmayan ömür defterinin yapraklarına? Düşündünüz mü hiç?
Siyah: Keder…
Mavi: Umut…
Pembe: Sevinç…
Yeşil: Sevda…
Beyaz: Aşk…
Ve hepsinin karışımı, gökkuşağı misali yaşama sevinci mi?
İşte bu sevinçle, geçen gece ben de karanlığın balkonuna oturup ömrümün macerasını düşündüm. Her insanın rengi olmalıydı.
Yüzünün asıklığının rengi: Siyah…
Sevdasının, sevincinin rengi: Mavi…
Gece, yüreğinin yangınını bir bardak soğuk suyla demlerken rengi: Pembe…
Sevgisini, sevgilisini düşlerken rengi: Yeşil…
Ve gecenin yarısında ömrünün macerasını düşünürken rengi: Beyaz…
***
Elimde sevdanın ve sevincin kalemi. Dizlerimin üzerinde ömrümün defteri. Gecenin fanusunda ömrümün aynasına bakıyorum.
Ömrüm: Bir gökkuşağı olsun isterdim…
Ki, nice acılardan süzülmüş, nice sevinçlerin hasretiyle kavrulmakta hala…
***
Ömrüm: Sevgilim rengi senin renginde, bedeni senin bedenine yaraşır, kokusu senin kokun…Hani yağmur yağdıktan sonra belirir ya yüzü…
Açar kollarını ufkun görünür penceresiyle görünmez kapısı arasında…
O gökkuşağında bütün renkler ve bütün cisimler silinip de birden elli küsur yıla yayılan günlerimin ve gecelerimin yüzü belirir ya o aynada. İşte bu yüzle aydınlık kapısından geçerim gecenin…
***
Bir yıl daha geçmiştir. Bir yıl daha eksilmiştir ömür defterinden.
Kış beyazdır, ilkbahar yeşil, yaz mavi, sonbahar sarı…
Bir yıl daha gelmektedir.
Bir yeni umut: Mavi…
Bir yeni aşk: Beyaz…
Bir yeni keder: Sarı…
Bir yeni sevda: Yeşil…
Bir yaprak daha eklenmiştir ömür defterine…
Gecenin yaldızlı fanusundan yıldızları doldurup avuçlarıma, ömrümün aynasına bakarım. Sana bakarım bir de ömrüm, yeni yılın kapı eşiğinde bekleye dursun geçmiş ve gelecek günlerim…
REFİK DURBAŞ