Üstündağ
Hatice Üstündag | Kişisel Web Günlüğü
ANLAMLARIN TARİHİ ÜZERİNE
Categories: Yazılar

Bir zamanlar, dünyamızdan binlerce ışık yılı uzakta, yalnızca anlamların yaşadığı bir gezegen vardı.Anlamlar, orada bizim hiç olmadığımız ve olamayacağımız kadar özgürdüler.

Dünyalarına “Kelime” adını vermişlerdi ki, bugün o gezegenden söz ettiğimizde biz de aynısını söyleriz: Kelime…

Neden böyle dediklerini bilmiyoruz. Durmaksızın yinelenen zamanın, yavaş yavaş ama sürekli yenilenen bir coğrafyanın içinde, belki kendi varlıklarını olumlayacak bir ilk ve tek nedene sahip olmak istiyorlardı. Bazen biz de aynı şeyi isteriz: Bir ilk ve tek neden…

Anlamlar, bir Kelimeleri olduğu için mutluydular. Ona olan sevgilerini, bağlılıklarını her fırsatta dile getirmekten sevinç ve gurur duyuyorlardı. Öte yandan, Kelime’nin bir gün anlamını yitirmesinden korkmuyor da değillerdi; bu yüzden onu hep iyilikle anıyorlardı. Bunu o kadar sık yapmışlardı ki, aradan binlerce yıl geçtiğinde, Kelime, bütün iyilikleri elinde toplayan büyük bir güç haline gelmişti. Anlamlarınsa artık iyiliğe ihtiyaçları kalmamıştı. Hatta bir geleceğe, bir geçmişe de ihtiyaçları kalmamıştı. Çünkü Kelime’ye bağışladıkları nitelikler, onların yerine geleceği planlıyor, geçmişi onarıyor, kurallar icat edip peygamberler ve krallar yolluyordu. Bu peygamberler, krallar anlamları silahlandırıyor, savaş alanlarına sürüyorlardı. Sonunda, o zamana dek gerçekliklerini sıradan bir var oluş durumuyla açıklamaya çalışan anlamların kendi aralarındaki uzlaşma, birbirlerine ve Kelime’ye olan içten aidiyetleri, geri dönüşü olmayan bir biçimde son buldu. İlişkileri, bizim de anlayabileceğimiz çıkar ilişkilerine dönüştü. Birbirlerini yediler, birbirlerini birbirleri olmaya zorladılar. Kelime’nin uçsuz bucaksız toprağı verimsizleşti. Kelime’ye o kadar çok iyilik yüklemişlerdi ki, yitirmiş oldukları meziyetler aslında o kadar çok yer kaplıyordu ki, gezegende yaşanacak yer kalmamıştı.

İşte o zaman, anlamlar yeni bir Kelime bulmaya karar verdiler. Ama artık sayıları bir elin parmakları kadar azdı.

Böylece, savaşlardan, kıtlıklardan, salgın hastalıklardan kurtulmayı her nasılsa başarmış birkaç anlamoğlu bir uzay gemisine binip dünyamıza geldi.
Kimse varlıklarının farkına varmadı.
İnsanlarla iletişim kurmak kolay değildi. Sokaklarda çıplak dolaşmayı denediler, Dünya denilen Kelime’nin değerini onlara anlatabilmek için önyargılarını kırmaya yönelik bir takım davranış modelleri geliştirdiler. İnsanların rüyalarına girdiler, kitap sayfalarının arasına, ezgilerin, renklerin içine gizlendiler.Olmadı.
Bir gün en genç anlam şöyle dedi diğerlerine:

“Uzun zamandır insanoğluna ulaşmaya çalışıyoruz ama tam olarak başaramıyoruz. Bir aracı bulmalıyız, o aracı bizi onlara taşımalı ve karşılığında hiçbir şey istememeli!”
En yaşlı anlam gülümsedi: “Zaten neyimiz var ki!” dedi, “biz yalnızca anlamız, sahip olduğumuz her şeyi Kelime’de bıraktık.”
Genç anlamın hoşuna gitti bu yanıt. Gözleri parladı.
“Onların kelime dedikleri şeylerin içine girelim. Hem orada güvenlikte oluruz, yaşamımızı rahatça sürdürürüz, sonsuza dek var oluruz, bizi kimse öldüremez.”

Bu öneriyi yaşlı anlamın dışında hepsi kabul etti.

“Doğru bir şey yapmış olacağımızı sanmıyorum,” dedi yaşlı anlam. “Dünyada neler olup bittiğinin farkında değil misiniz? Bunlar kelimeleri günlük iletişimlerinde kullanıyorlar. Ve tıpkı bizim gezegenimizde olduğu gibi, bizim de yaptığımız gibi, anlamın gerçekte bir değeri olduğuna inanmıyorlar. Kelimeleri söyledikleri anda, o kelimenin anlamından kurtuluyorlar. Bizden de kurtulacaklardır… Ben başka bir şey önereceğim… Onlardan gizlenmeyelim, ortaya çıkalım. Belki yok olmayı göze almak var olmayı hak etmemizi sağlar.”
Genç anlam ısrar etti:
“Hayır,” dedi, “onların geçmişlerine, geçmişe ait bilgilerine, hatta bilinç altlarına nüfuz edebiliriz; oralarda saklanarak çoğalabilir, sağlıklı nesiller yaratabiliriz.”
Oylama yaptılar.
Genç anlamın önerisi kabul gördü.
Dünya bu yüzden böyle.

Leave a Reply